Logo
2026 Yılı Başında Türk Çelik Sektörü: Üretimde İstikrar, İhracatta Zorlu Sınav

2026 Yılı Başında Türk Çelik Sektörü: Üretimde İstikrar, İhracatta Zorlu Sınav

İslam İrşat MOR
İslam İrşat MOR10 Nisan 2026

Şubat 2026 verilerini ve yılın ilk iki aylık tablosunu incelediğimde; Türk çelik sektörünün üretim ve iç talep cephesinde güçlü bir duruş sergilemeye devam ettiğini, ancak küresel jeopolitik risklerin ihracatımız üzerinde ciddi bir baskı yarattığını açıkça görebiliyorum.

Sektörümüzün güncel röntgenini ve önümüzdeki döneme dair öngörülerimi şu başlıklar altında özetleyebilirim:

Üretim ve İç Pazarda Pozitif İvme

Gururla söyleyebilirim ki, ham çelik üretimimiz yılın ilk iki ayında %4,7 artarak 6,4 milyon tona ulaştı. Bu performans, dünya üretim sıralamasındaki 7. sıradaki pozisyonumuzu sağlamlaştırmamızı sağladı. İç pazarımızda da benzer bir canlılık söz konusu; nihai mamul tüketimimiz %4,1 artışla 6,7 milyon tona yükselerek sektörün iç dinamiklerinin sağlam olduğunu bizlere gösterdi.

Küresel Daralma ve Ana Pazarlardaki Kayıplar

Dünya genelinde ham çelik üretiminin %1,5 gerilediği bir konjonktürden geçiyoruz. Çin gibi bir devin üretiminde %3,6’lık düşüş yaşanırken, Hindistan ve ABD’nin üretimini artırdığı bir tablo var.

Bizim açımızdan asıl zorlu sınav ise ihracat cephesinde yaşanıyor. Yılın ilk iki ayında toplam ihracatımız miktar bazında %13,5, değer bazında ise %15,2 oranında azaldı. Bu daralmanın temelinde yatan nedenleri incelediğimde iki ana pazarımızdaki zayıflama dikkatimi çekiyor:

Avrupa Birliği: 1 Temmuz’da devreye girmesi beklenen yeni korunma önlemlerinin yarattığı endişe ile AB’ye ihracatımız %36 oranında sert bir düşüş yaşadı.

Orta Doğu: Bölgedeki jeopolitik krizler ve ekonomik yavaşlama, talebi dramatik şekilde düşürdü ve buradaki ihracatımız %38 azaldı.

Güney Amerika ve BDT (Bağımsız Devletler Topluluğu) ülkelerine yönelerek pazar çeşitliliğimizi artırmaya çalışsak da, bu bölgelerdeki kısmi artışlar ana pazarlarımızdaki boşluğu doldurmaya maalesef yetmedi.

Dış Ticaret Açığında Büyüme Riski

Aynı dönemde çelik ithalatımız %10,8 oranında azalarak 2,7 milyon tona gerilemiş olsa da, ithalatın hacim olarak hala yüksek seyretmesi dengeleri zorluyor. İhracattaki kayıplarımızla birleştiğinde, ihracatın ithalatı karşılama oranımızın %72,5’ten %69,7’ye gerilediğini ve dış ticaret açığımızın büyümeye devam ettiğini görüyorum. Bu, sektör olarak dikkatle yönetmemiz gereken bir risk.


Stratejik Değerlendirme ve Gelecek Vizyonu

Tüm bu verileri stratejik bir perspektiften değerlendirdiğimde, önümüzde hem büyük risklerin hem de önemli fırsatların eş zamanlı durduğunu söyleyebilirim.

Avrupa’nın tedarik zincirlerini yeniden kurguladığı bu dönemde, Türkiye’nin “Made in Europe” (Avrupa’da Üretilmiştir) vizyonuna entegre olması, sanayimiz adına çok kritik bir fırsat penceresi açıyor. Bu entegrasyonu hızlandırmamız şart.

Öte yandan, küresel ticareti derinden sarsan İran-İsrail-ABD savaşı, çelik ticaretimiz üzerinde de kara bulutlar dolaştırıyor. Ancak tam da bu noktada, Türkiye’nin çatışmalarda taraf olmaması ve aktif bir barış diplomasisi yürütmesi son derece kıymetlidir. Ülkemizin bu dengeli duruşunun, savaşın sektörümüz ve genel ekonomimiz üzerindeki yıkıcı etkilerini asgari düzeyde tutmamız için en önemli kalkanımız olacağına inanıyorum.

Dr. Cemal Dağlıca
Paylaş: